• Ecem Nur Torun

Sınav Kaygısını Anlamak ve Başa Çıkmak


Kaygının Belirtileri

Şuanda bu yazıyı okuyorsanız ya yakın gelecekte sınava girecek bir öğrencisiniz ve çok kaygılı hissediyorsunuz, ya bir yakınınız için bilgi edinmeye çalışıyorsunuz ya da bir ebeveyn olarak sınava girecek çocuğunuza nasıl yaklaşacağınızla ilgili bilgi almak istiyorsunuz. Umarım bu yazım size, sorularınıza cevap bulmanızda yardımcı olur.

Eğer sınava girmek üzere olan bir öğrenci iseniz şuanda şunları deneyimliyor olabilirsiniz;

-Sınavla ilgili “yapamayacağınıza”, “başarısız olduğunuza”, “beceriksiz olduğunuza”…vs dair olumsuz düşünceler

-Sebepsiz yere nefes almakta zorluk çekme, sıcak basması, terleme ve titreme, bayılacak gibi olma ya da bayılma.

-Sebepsiz yere ishal, kusma, mide bulantısı gibi belirtiler

-Uyku ihtiyacında azalma ya da uykuya dalmada güçlük, ya da kesik kesik uyuma

-Odaklanmada güçlük, huzursuzluk, yerinde duramama ve bunaltı

-İştahta artış ya da azalma

Bu belirtiler, eğer başka bir durumla açıklanamıyorsa, kaygının çok yoğun yaşanmasından kaynaklanıyor olabilir. Kaygının çok yoğun yaşanması, belirtilerin yanı sıra, başarı ve motivasyonu da etkiliyor olabilir. Bu yüzden konuyla ilgili profesyonel destek almak önemlidir.

Kaygıyı Anlamak

Kaygı, kurtulmanız, kaçınmanız ya da yok etmeye çalışmanız gereken bir duygu değildir. Çoğu duygu gibi kaygı da, belli seviyede sahip olduğunda koruyucu niteliğe sahiptir. Örneğin, bir ormanda yürüdüğünüzü varsayın, birden karşınıza bir tehlike çıktı; diyelim ki bu tehlike bir ayı olsun. O anda vücudunuzun “Savaş ya da Kaç” dediğimiz koruyucu stres mekanizması devreye girer, böylelikle vücudunuzdaki hormonlar vücudunuzu kaçmaya ya da savaşmaya hazırlayacak şekilde salgılanır. Kalbiniz, vücudunuzdaki büyük kaslara (bacak kasları gibi) kanı daha yoğun pompalayacak şekilde hızla atmaya başlar, kandaki oksijen seviyeniz artar, vücut diğer işlemleri (sindirim gibi) durdurarak bütün gücünü kaslara yöneltir, vücudumuzun doğal ağrı kesicileri olan adrenalin salınımı artar, yani vücudunuz sizi kaçmaya veya savaşmaya tam hazır hale getirir. Gerçekten hayati bir tehlike ile karşılaştığınızda vücudunuzun sizi bu kaygı sistemi ile hazırlaması çok önemlidir. Fakat genetik, çevresel ve yaşamsal olaylar sonucu kimi insanlar kaygılanmaya daha yatkın hale gelebilir. Bu durumlarda kişi, kendisini hayati tehlikeye sokmayacak nesne, olay ya da durumlara karşı aşırı stres yanıtı geliştirebilir. Örneğin örümceklerden korkuyor olabilirsiniz ancak, eğer örümcek gördüğünüzde bayılıyorsanız, ateş ve ter basması… vb. gibi belirtiler yaşıyorsanız ( kaygının fiziksel belirtileri) ya da örümcek görme korkusuyla çoğu yere gitmekten kaçınıyorsanız (kaygının işlevselliği bozması) o zaman örümceklerle karşılaştığınızda kaygının işlevsel olmayan, hayat kalitenizi düşüren, yoğun formunu yaşadığınızdan bahsedebiliriz.


Sınav kaygısını da bu bağlamda ele alacak olursak, sınavda daha başarılı olabilmeniz adına bir miktar kaygılanıyor olmanız önemlidir. Çünkü bu kaygı, sizi sınava hazırlanmak için motive edecektir; dikkatinizi ve odağınızı arttıracaktır. Fakat kaygı çok yoğun olduğunda başarınızı destekleyici formdan çıkar ve başarınızı düşüren, fiziksel belirtiler yaşamanıza sebep olan, dikkatinizi toplamakta, uyumakta, yemekte güçlük çekmenize sebep olan ve sürekli sizi huzursuz hissettiren bir forma bürünebilir.

Kaygının genetik, çevresel ve yaşamsal boyutlarından bahsetmiştik. Çoğu tetikleyici faktör (mesela sınav gibi) diğer faktörlerle birleşerek (genetik yatkınlık, ailenin tutumu, arkadaşlıklar ve öğretmenlerle ilişkiler, özel hayattaki yaşantılar, daha önceki sınav deneyimleri, daha önceki korkular ve kaygılar… vs gibi) kaygıyı daha yoğun yaşıyor olmanıza sebep olabilir. Bu durumda yapılması tavsiye edilen şey psikoterapi desteği ile kendinizi tanıma ve kaygınızı anlama ve çözümleme yolunda adım atmak olacaktır. Eğer bu yazıyı okuyan bir ebeveyn iseniz, çocuğunuzla ilgili destek almak için yaş grubuna göre, 13 yaş ve üstü için Ergen Psikoterapisine, daha küçük yaşlar için Çocuk Psikoterapisi veya Oyun Terapisi desteğine başvurabilirsiniz.

Unutulmamalıdır ki, hiçbir sorun kalıcı ve çözümlenemez değildir, gerekli olan doğru adımları atmaktır.

“Cesaret, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.”

Rollo May

10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör